|
Sevgili İhsan Zeki Aksu'nun ağzından:
Tarih 03.06.2011
Görev: Lotus'un İstanbul- Ayvalık transferi
Müthiş bir deneyimdi. 3 günlük bir seyir anca bu kadar dolu dolu olabilirdi.
Öncelikle tekne transferi notu geldiğinde Erol kaptanı’nda katılacağını düşünmüştüm, olmayacağını öğrenince biraz tedirgin oldum doğrusu. Tanımadığım bir grupla tekne gibi dar bir mekanda böyle bir deneyime çıkıyor olmak, ilk gece ve uzun yol seyri fikri bir miktar stres yapıyor. Ama tanışır tanışmaz tedirginliğim geçti. Ayrıca Lagavullin'(lagaluga)in ortama uyum sağlamamdaki katkısını da itiraf etmeliyim. Müthiş bir ekip; Mehmet kaptan, Erol abi ( çarkcibasi) Kaan ( executive chief ) , 3 taife Nurkan, Aşkın ve ben
Eğitim gerçek vakalar üzerinden yapıldı. Dakika bir gol bir, avara olur olmaz motorda hararet problemi, Boğaz'ın ortasında aman ne oluyor sefer başlamadan bitiyor mu acaba. Ama teknede Kaptanın tabiriyle Erol abi varsa sorun yok. Kısa sürede problemin kaynağı impellerden olduğu tespit edildi.
 |
Ekip birarada sohbette |
Kaptanın yedeği var ve toplam bir saatten az sürede sorun giderildi ve artık yoldayız.
Nefis bir boğaz ve İstanbul gecesi. Gecenin ikisinde balon basma, Marmara'nın ortasında sessizliğin içinde yelken, sonsuz huzur ortamı.
Sabaha kadar kâh oto pilot, kâh dümen tutarak Marmara Adası’ndayız. Önce öğlen yemeği için midye toplandı. Sonra enfes bir kahvaltı. Bu arada kendime inanamıyorum normalde tavuklarla birlikte yatan ben tüm gece ayaktaydım.
Demir alıp Çanakkale boğazına doğru motor yelken seyre devam. Şefimiz ve kaptanın elinden midye fırın ve midyeli makarna, enfes… Yanına tabi bol bira, vakti keraat geldiginde de lagaluga( single malt) . Teşekkürler Erol abi. İnsan bu viskiyi babasıyla bile paylaşmaz.
Gecenin bir vakti ben artık dayanamıyorum ve uykuya dalıyorum. Bu arada Güzelyalı’dan Özhan tekneye geliyor artık 7 kişiyiz. Morto Koyu’nda demirliyoruz. Burada yakamozla tekrar tanışma ama bu başka birşey deniz ateş böcekleri gibi prıl prıl. Özhan’ın denize girip bize yakamozla dansı ayrı bir görsel şölendi. Sabah Çanakkale abidesi altında uyanmak da farklı bir his.
 |
Bozcaada önlerinde balon |
Kısa bir seyirle Bozcaada’dayız. Önce su ve içecek ikmali yapıyoruz. Aksam için de ayazma koyuna demirleyip Vahit’te yemek yiyeceğiz. Koya demirlerken kayalara çarpma konusunda eğitim. Derinlik göstergesinin teknede olmasının anlamının idrak edilmesi. Sonra kayaların üstüne demirleme. Vahit'te hesap hariç keyifli bir yemek, botla tekneye dönüş ve bu gecenin son eğitimi, bizzat kaptan tarafından bot motoruyla suya düşme antremanı. Telefon denize düşerse ne yapmalı eğitimi.
Sabah Ayvalık a gitmek üzere erkenden demir aldık. Öğle vakti yemek ve yüzme molası, tabii gerçek vakalar üzerinden eğitime devam. Motorda vuruntu sesi, sonra motor çalışmasına rağmen pervanede hareket yok. Tekrar Erol abiye müracat, şanzıman ve şaft arasındaki kaplinde problem. Yine hızlıca müdahale ve çözüm. Bitti mi? Tabi ki hayır! Eğitime devam… Gaz kolu sıkıştı. Hani bu kadarı fazla dedirtecek kadar yoğun eğitim. 1980 donemi 40 günde öğretmen yetiştirme eğitimi model alınmış.
Düşüncem o ki bunların tamamı mizansen, eğitimin bir parçası. Ayvalık’ta yine 0 metreye demirleme , iki çapa ve 80 metre zincirden geçici tonoz imalatı.
Geriye dönüp bakınca hiçbir problemde; ne telaş, ne bir panik, sakin gülerek ve hiç birşey olmamış gibi bir hava. Tüm bunları düşününce herşey kesin mizansen. Yemedim Mehmet kaptanım...
Dönüp 3 günü değerlendirdiğimde, dolu dolu bir haftasonu, çok keyifli ve lagalugali:)) bir yelken yolculuğu hatırlıyorum. En değerlisi; Erol abi, MehmetChe kaptan ( sakali ve purosuyla Che'ye anca bu kadar benzenir) Kaan, Aşkın ve Nurkan'la tanışmak. hepinizi iyi ki tanıdım.
Cok sağol Erol (Akyiğit) kaptanım, bu geziyi benim için mümkün kıldığın için.
 |
Baba Burnu'nu dönerken |
Doç Dr Nurkan Törer'in gözüyle sefer
Lotus’ ta Eğitim
 |
Doktor Kontrolünde Dümen |
3 haziran 2011 Cuma saat 20 00. Bebek sahilinde Lotus’ u uzaktan gördüğümde yelken eğitimime bu kadar katkısı olacağı hiç aklıma gelmezdi. Mehmet kaptanım, master şefimiz Kaan ve çarkçıbaşımız Erol üstad ile tanıştıktan sonra alış verişimizi yaptık.
Bebek parkındaki festivalin içinden market arabası ile geçişimiz bile eğlencenin başladığına işaretti. İhsan ve Aşkın da bize katıldıktan ve tekneye yerleştikten sonra tonozu çözüp Boğaz'a açılmıştık ki Erol abinin uyarısı ile motorun hararet yaptığını fark ettik. Motoru yakmadan geri dönüp çözdüğümüz tonoz halatını tekrar bulup bağlandık. (ders 1: motoru çalıştırdıktan sonra her şeyin yolunda olduğunu görmeden bağlandığın yerden ayrılma). Soğutma suyumuz eksik mi? İmpeller çalışıyormu? Ekip deneyimli olunca sorunu bulmak da çözmek de kolay oldu. Kitaplarda şemalardan anlamaya çalıştığımız impeller değiştirmeyi yolculuğun ilk saatinde görüp öğrenmiş olduk (ders 2: impeller nasıl değiştirilir).
Yolculuğun boğaz manzaralı ilk saatleri motorla geçerken birbirimizi tanımaya başlamıştık. Gece yarısından sonra Yeşilköy açıklarına geldiğimizde Mehmet kaptanımız hiç üşenmeden balon basmaya karar verdi. Biz üç amatöre rağmen gecenin karanlığında o kadar kolay oldu ki "balon basmakta bu muymuş" dedirtti ve yelken yapmanın en keyifli anı – motoru durdurduk. İşte huzur. Balonla dümen tutmanın daha hassas olduğunu öğrendik. Ben sabah 04.00’ e kadar dayanabildim. Havuzlukta bir uyku tulumunun içinde uyuklamaya başladım. İhsan ve Mehmet günün ağırmasına kadar durmuşlardı. Rüzgarın azalması ile balonu indirip motor çalıştırılınca ben de uyandım ve vardiyayı tekrar devraldım. Silivri açıklarına kadar gelmiştik ve Marmara Adası'nı hedefleyerek rotamızı güney batıya (230'a) çevirip Marmara Denizi'nin içine doğru yol almaya başladık. Bu arada Erol abi de uyanmıştı ve sabah mahmurluğumuzu birer sıcak çorba ile gidermeye çalıştık. Artık karadan ayrılmıştık ve denizin ortasında idik. Bir ara gps ile konum tespiti yaptık ve haritadan yerimize baktık, rota ayarlaması yaptık, ve Marmara Adasını görmek için ufku taramaya başladık. Sabah saat 10 00 a doğru adayı gördük ve Asmalı açıklarında iki yunusun eskortluğunda Asmalı’ ya girdik. Bana sorarsanız yunuslardan biri sirkten kaçmıştı. Bizim komutumuzla hoplayıp sıçraması inanılmaz bir deneyimdi.
Asmalı köyünün balıkçı barınağına sancak bordodan yanaştık ve hayatımda ilk kez midye topladım. Üç kova midyeyi teknemize koyduktan sonra bir köy kahvesinde güzel bir kahvaltı yaptık. Saat 12 00 gibi buradan ayrılıp Çanakkale Boğazı'na doğru yelken açtık (ne hayat dolu bir cümle). Yolda midye ayıklamayı da öğrendikten sonra marifetli aşçıbaşımızdan midyeli makarnanın lezzetini öğrendik. Ayrıca fırında midyenin de tadını kolay kolay unutabileceğimi sanmıyorum. Çanakkale boğazı girişinde denizaltı ile karşılaştıktan sonra bu yolculukta denizlerimizde görülebilecek herşey ile karşılaşabileceğimizi anlamalıydım. Öğleden sonra karnımız doymuş, muhabbetimiz güzel, hava sıcak olunca tüm bu güzelliklere bir de deniz keyfi eklemek gerekiyordu. Hız kesip arkadan bir ip (yada halat mı desem? İki Erol hocamızın arasında kalmayalım da) sarkıtarak boğazın serin sularında yıkandık. Daha sonrasında boğazda nasıl seyredeceğimizi, gece seyrinde fenerleri nasıl takip edeceğimizi, ev yapımı kişiye özel rakının oranlarını, lagavullin’ in ağızda bıraktığı dumanı (pardon is tadını), deniz üzerindeki hoş sohbetlerin güzelliğini öğrendik. Bu arada nerede bu yeşil ışıklı kardinal! Ve sonunda Çanakkale şehir ışıklarının arasında aradığımızı bulduk ve Nara burnunu da sorunsuzca döndük.
 |
Ağız tadımız |
Çanakkale Boğazı'nın bu kadar uzun olduğunu bilmezdim. Bu arada Güzelyalı iskelesine bir arkadaşa bakıp çıkacaktık hareketi çektik ve tereyağından kıl çeker gibi, belki de koydaki yosunların saçını tarayarak bu iskeleye yanaşan en büyük tekne olarak tarihe geçtik. Arkadaşımızı da alıp Morto koyunun yolunu tuttuk. Yine fenerleri ve şamandıraları kontrol ederek gece yarısı Morto koyuna demir attık. Yakomozun ne olduğunu daha önceki seferlerde öğrenmiştim ama floresan parlaklığında olanını görmemiştim. Suyu biraz daha hızlı çalkalasak alev alacak sandım. Sabahtan beri içtiklerimiz nedeniyle yanıcılığımızın artmış olmasının da etkisi olabilir mi bilmiyorum. Bu arada son 36 saatte iki saat uyduğumu bedenim bana hatırlattı. Bu defa kabine geçip (5 haziran Pazar saat 01 00) sıkı bir uyku çektim. Pazar sabahı saat 09 00 da uyandım. Ve tekne hayatında en sevdiğim bir diğer olay sabah sabah yüzünü yıkamaya ve bilimum ihtiyaç gidermeye denize girilir!!! Ancak o da ne? Bu ne soğuk. Uyanmamak imkansız. İyi ki dün gece gaza gelip yakamoz avcılığına soyunmamışım. Dipdiri bir şekilde sudan çıkıp muhteşem sucuklu yumurta ziyafetine oturduk. Bu arada K ilitbahir'e dingi ile giden ekip motor ile gidip kürekle döndüler (kasla gel?). (bir diğer ders her dingide kürek vazgeçilmez ve benzini yedeklemeyi asla unutma).
Daha sonra demir alıp Bozcaada'ya yöneldik. Motor yelken Mavri Adası'na kadar gelip mola verdik. Biraz dinlendik. Bu arada ekibin bir bölümü çakma galapagos adalarında martıların hayatını keşfe çıktı. Ekip tam kadro olunca Bozcaada'ya doğru balon bastık. Rüzgar mükemmeldi. Güzel bir seyir oldu. Bozcaada'ya yaklaştığımızda Erol abinin dingiye binip teknemizi uzaktan fotoğraflamasını planladık. Erol abinin bize yetişebilmesi ve yandan foto alabilmesi için Mehmet kaptandan yelken tarihine geçecek bir manevra öğrendik. Balon ile full arma giderken motor çalıştırıp tam yol tornistan yapınca fotoğrafımız yakışıklı çıkıyormuş. Sonrasında balonu toplayıp Bozcaada limanına girdik. Burada kızımızı bi güzel yıkayıp temizledik. Öğrendiğim başka bir ders; teknenin özenle temizlenmesi gereken en önemli yeri (k.çı) pupası. İstanbul’ un tüm kışlık kirinden kurtulan Lotus’ u bırakıp adayı gezdik. Çay bahçesinde biraz demlenip dinlendikten sonra teknemize döndük. Akşamüzeri saat 16 00 sıralarında limandan ayrılıp Bozcaada’ nın etrafını döndük. Kuzeyden esen akşam rüzgârını arkamıza alıp ada etrafında yelken seyrinin keyfini ve deneyimini tecrübe ettik. Hep okuyup dinlediğim sağanakların ne olduğunu ve ne yapmamız gerektiğini öğrendik. Ayazma koyuna girip demirlemeyi planlıyorduk. Koyun çevresindeki kayaların arasından bir yol bulmaya çalışıyorduk. İhsan ve ben pruvada derinliği kontrol ediyorduk. Suyun giderek sığlaşmaya başladığını düşünerek Mehmet kaptana haber vermeme kalmadan dibe dokunduk. Tornistan yapalım derken başka bir topuğa daha sert çarptık. Hepimiz şaşırmıştık. Mehmet kaptan her zamanki gibi soğukkanlıydı. Koya girmekten vazgeçip Ayazma açıklarına demirledik. Botla karaya çıkıp güneşi Vahit'te batırdık. Güzel bir sohbetin ardından gece 23 00 civarında Lotus’ a döndük. Mehmet kaptan botun motorunu tekneye alırken benim de yardımımla (:(!) dengesini kaybedip kucağındaki motorla soğuk Ege sularına düşmez mi! Kaptan o kafayla bile yüzerken motoru düşünüp kucağından bırakmadı. Bu arada Erol abinin her dem övdüğü Yamaha Malta nın ne kadar dayanıklı olduğunu anlamış olduk. O gece kısa bir sohbetten sonra saatlerimizi 06 00’ a kurup yattık. Sabah erkenden kalkıp demir aldık ve Baba Burnunu hedefleyerek yelken açtık. (Bu arada bir gün önce demiri kayalara sapasağlam çakan Kaan’ ın demiri almak için suya girmesi gerekmedi). Rüzgarımız kolayına olunca keyifli bir yelken seyri yaptık. İhsan, Aşkın ve ben dümen başında nutella etimek keyfi yaptıktan sonra, Kaan da uyanınca kamaradan sucuklu yumurta kokuları yükselmeye başladı. Seyir sırasında kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 10 00’ a doğru Baba burnunu döndük ve rüzgar kaldı. Gerisini motor yelken şeklinde Müsellim kanalı boyunca devam ettik. Yolda motor eğitiminin teorik kısmını da keyifli bir sohbet tadında aldıktan sonra Edremit körfezinin ortasında bir yüzme molası verdik. Hafif rüzgarda salınan Lotus’ a yüzerek yetişebilmek ilginç bir deneyimdi.
Ayvalık’ a yaklaşıp adalardan birinde öğle yemeği molası vermeyi planlarken Lotus’ un emektar motoru garip sesler çıkarmaya başladı. Erol abinin az evvel teoriğini verdiği motor kulakları, kaplin, şanzıman ve bilimum konular aklımıza geldi. Ve motor çalışıyor olmasına rağmen yol alamadığımızı gördük. Motoru açtığımızda kaplinin ayrıldığını gördük. Şansımıza rüzgar bizi karadan uzaklaştırıyordu. Erol abinin tecrübe ve becerisiyle bu sorunda bir saatten kısa sürede çözüldü. Motoru tekrar çalıştırıp bir koyda demirledik ve Kaan şefin son spesyali patlıcanlı bulgur pilavı (artık evdekilerin bana yemek beğendirmesi çok daha zor) ile yemek molası verdik. Bu koya demirlerken şanzıman kolunun arızalandığını fark edip Erol abiden onun da nasıl sökülüp takıldığını uygulamalı olarak gördük. Demir alıp Cunda Adası'nın yolunu tuttuk.
Dar kanalda girişi gösteren şamandıraları takip ederek Lotus’ un bu yolculuk için son durağı olan koya geldik. Mehmet kaptan’ dan home-made bir tonoz yapma yöntemi öğrendik. Teknemizi sağ salim bağladıktan sonra veda vakti gelmişti. Hep beraber Edremit havaalanına doğru yola koyulduk ve yeni bir sefer de daha buluşabilmek ümidiyle vedalaştık.
 |
Lotus Ayvalık'da demirde |
Ayvalık
17 Haziran 2011
Sevgili Mustafa Çam'ın kaleminden bir Kuzey Ege gezisi
 |
Ekip yemekte |
Çandarlı’da lise arkadaşlarım ile yaptığım tatilde Tomcat de denilen 9 m. direkli katamaran cinsi 4,5 metrelik sportif yelkenden müthiş zevk almış bir vaziyette Ayvalık’ta Melih ve Eşim Zeynep, kızım Müge, eşimin yeğeni Burak ile buluştuk. Sabah Mehmet (Ağabeyin) Ömür evinde çok güzel bir kahvaltıdan sonra başımıza geleceklerden habersiz Melih ve Burak ile birlikte tekneye gittik. Amaç öncelikle gaz kolunun tamiri için gelen ustalara refakat etmek ve mümkünse eski gaz kolunun takılmasını söylemek, ikinci olarak da Mehmet Erem’in (Yönetici, yönlendiricimiz ve her şeyimiz) tekneyi bağladığı pozisyondan kurtularak, sadece tek demiri vira ederek hareket etme pozisyonuna geçme harekatının yapılması idi. Ustaların gelmesi bizim alış-veriş zamanımıza rastladığı için maalesef Mehmet Erem’in dileğini iletemedik ve yeni gaz kolunu takmış bulundular.
Asıl macera demirin (demirlerin) alınması sırasında yaşandı. Mehmet tekneyi 10 gün gibi uzun bir süre bırakacağı için sağlam olsun diye zincirin tümünü deniz dibine yayarak ve her iki ucunu çapalarla sabitleyerek bırakmıştı, bir nevi tonoz. Zincirin orta noktasından bağladığı bir halatı da şamandıra ile su üstünde bırakmış ve o şamandıraya da tekneyi bağlamış, sabitlemişti. Gerçekten de tekne sapasağlam ve sabit şekilde olduğu yerde duruyordu. Ancak şimdi çapaların çekilmesi ve zincirin toplanması gerekiyordu. Önce 30 kg. lukşemsiye tarzındaki admiral tipi çapayı elimizle dingiye çekmek gibi bir girişimde bulunduk ama nafile. Daha sonra tekneyi şamandıradan söktük ve vince bağladığımız admiral çapayı zor da olsa tekneye aldık. Mapaya bağladığımız zinciri daha sonra çekmeye başladık, orta yerde şamandıraya bağlı fırfır geldi, onu da söktük ve sonunda delta çapamızı da alarak içinde bulunduğumuz koydan hareket ettik. Tabii bu süreç anlatımdaki gibi kısa değildi. Yaklaşık 1,5 saat sürdü.
Bulunduğumuz koy oldukça sığ bir koydu (4-6 m), dikkatli bir şekilde navigasyon yardımı ile koydan çıktık ve yakıt ikmali için marinaya girdik. Oradan yakıt ve su ikmalimizi yaptıktan sonra (Migros da marinanın yanıymış, biz boşu boşuna erzakları tekneye dingi ile taşımışız, buradan da yükleyebilirmişiz.) yola koyulduk. Ayvalık Körfezinin giriş-çıkışının yaklaşık 0,5 nm. daracık bir koridor olduğunu görmüş olduk ve o koridordan yavaş bir motor seyri ile Ege’ye açıldık.
Şimdi ilk hedef Midilli Adasının merkezi konumundaki Mitilini’ydi. Aslında Molivos daha yakın bir hedefti, ama Mitilini gümrüğünden giriş yapmadan Molivos Limanına gidemeyeceğimiz için mecburen Mitilini’ye gittik. Yelken seyri ile yol aldık, rüzgar gayet elverişliydi. Limana girip gümrük ve pasaport işlemlerini tamamladıktan sonra, iç limanda caddeye bordaladık ve bağlandık. Akşam yemeği için karaya çıktık, çok ismi geçen Kaldırimi Meyhanesine gittik ama rezervasyonlu olduğu için yer bulamadık. Biz de Türk ferry kaptanlarının tavsiye etti Dimitri’nin lokantasına gittik.Mitilini’de o sıra bir de ticaret fuarı vardı. Her lokantada Ayvalık’dan gelen bir Türk garson bulunuyordu çünkü misafirlerin yarısı Türkiye’dendi. Türkler ekonomik krizde adalar için kurtarıcı olmuştu. Mezeler ve Balık vasattı. Ahtapot ızgara ise lastik gibi sertti.Gece tekrar tekneye dönüp yattık ve uyuduk. İkinci günü sabahı pazardı, biraz Mitilini sokaklarında dolaştık ve fotoğraf çektik ve bir börekçide kahvaltı edip, saat 11.00 gibi Mitilini Limanından çıktık.
 |
Midilli limanı |
Mitilini-Molivos
18 Haziran 2011
İkinci gün hedef adanın kuzey batısında yer alan Molivos idi. Bu kez yelkenle daha geniş tramolalar atarak kuzeye tırmanmaya başladık, ama arada motor desteği de gerekiyordu. Öğleden sonra çok güzel bir hava ve rüzgar yakaladık ve yelkenle 6,5-7 nm. İle adanın kuzeyinden batıya doğru yol almaya başladık. Saat 19.30 sularında Molivos Limanında mendireğe bordaladık. Dümende sekiz yaşındaki tayfamız Müge ile yol almıştık.
Molivos çok eski ve güzel bir liman şehri, ayrıca taş binaları ve lokantaları ile tipik bir ada yerleşimi. Yalnız Oktopus Restoranda yediğimiz ahtapot ızgara da oldukça sertti. Adada yeme içme Türkiye’ye oranla % 10-20 kadar daha ucuz.
 |
Molivos mendireği |
Molivos-Plomarion
19 Haziran 2011
Ertesi gün, yani üçüncü gün sabah mendirek içinde suya girdik, daha sonra da dingi ile plaja gittik ve oradan denize gittik, Melih teknede kalmayı tercih etti.
Öğleye doğru Molivos’tan ayrıldık, bu kez hedef adanın güneyinde bulunan Plomarion kenti limanıydı. Oraya kadar oldukça uzun bir yolumuz olduğu için motora sık sık başvuruyorduk, yelkenle çok geç saatlere kalabilirdik. Nihayetinde saat 20.00 gibi Plamarion limana bordaladık. Hava sertti ve limanda bulunduğumuz yer de rüzgara açıktı.Yemeğe gidip geldikten sonra(ki burada yediğimiz yemek adalarda yediğimizin en iyisiydi) Lotus’un yerini ve bağlamasını değiştirdik ve çapraz bağlandık. Yine de gece tedirgin bir uyku uyuduk hatta arada uyandık ve biraz daha usturmaça desteği yaptık.
 |
Plomarion'da kafeler |
Plomarion-Sakız
20 Haziran 2011
Dördüncü gün sabah niyetimiz Plamarion’dan erken çıkıp, öğleye doğru çıkacak sert rüzgara yakalanmadan Çeşme Boğazına girmek ve Sakız(Chios) Limanına ulaşmaktı. Ancak ekmek için fırının açılmasını saat 08.00 e kadar bekledik. Yunan halkı çok çalışacak ve çalışmalı, sabah erken başlamalılar güne. Fırın 08.00 de açılmamalı.
Her neyse yola çıktık ve kahvaltımızı hareket halinde tekne de yaptık. Rüzgar arkamızdan (NNW) den oldukça şiddetli esiyordu. Sakız’a öğleden sonra vasıl olduk, ancak liman kuzey rüzgarına tamamen açık ve kıçtankara yanaşacağımız yere de tam kafadan geliyordu, zor bir gece daha. Ancak oldukça sağlam demir atarak ve de demiri sıkı tutturarak tekneyi sabitledik. Yemeği 1. Kordonda çok hoş bir lokantada yedik, güzeldi. Biraz gece dolaştık. Sonra gece hayatını, başarılar dileyerek, teknemizin genç ve yakışıklı delikanlısı Burak’a bıraktık. Melih Burak’ın baş finansörü ve destekçisi konumundaydı. Gecemiz rüzgar uğultusu ve teknenin sallantısı ile geçti. Tek gözümüz açık uyuduk, ama neyse ki sabah vukuatsız uyandık, rüzgar kuzeyden daha doğuya dönmüştü ve iskelemizdeki tekneye iyice yaslanmıştık.
 |
| |
Sakız-Sığacık
21 Haziran 2011
Beşinci gün: Şimdi buradan nasıl çıkacağız ve demir alacağız, o da problem. Hızlı çıkmamız gerekiyor, yoksa iskelemizdeki tekneye çarpabiliriz, rüzgar çok şiddetli, ama bu arada demiri de toplamamız gerekiyor. Burak önde ırgatın başında, Melih sancak bağlantı halatını yavaş yavaş bırakıyor, ben ise dümende bastıracağım, önce iskele bağlantı halatını bıraktık, sonra hareket ettik ve hızlı bir şekilde ileri fırladık ve çarpmadan çıktık. Melih derhal ırgatın başına geçti ve demiri topladık, sonra Liman çıkışımızı yaptık ve yola çıktık. Hava arkadan geldiği için az sallanarak önce güneye doğru indik. Ancak Çeşme boğazının güneyinden çıktıktan sonra Sığacık körfezine gideceğimiz için doğuya yöneldik, ama rüzgarı apazdan aldığımız için hızlı, fakat sallantılı bir yolculuk yaptık. Bir koyda denize girdikten ve yemek yedikten sonra yine yola vasıl olduk ve saat 18.30 sularında Teos Marinaya giriş yaptık. Marina yeni ve güzel bir marina, ayrıca nispeten ucuz. (45 Avro idi, yanlış hatırlamıyorsam.)
Lotus ile yaptığımız bu gezi sanırım şimdiye dek yaptığımız en sorunsuz ve uzun süreli bir seyirdi. Arıza vs. yapmadık, sebebi büyük oranda yelken ile yol almamızdı, motoru seyrek devreye alıyorduk. Bu nedenle de motor arızası yaşamadan bu seyri bitirdik.
|